#Marifette Abdest, Namaz, Oruç, Hac, Zekat

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Başa döndüğümüzde zikirde “abdestli olmayı ” söylemiştik. Şeriatta, abdest ibadet etmek için hepimizin bildiğidir. Abdest nasıl alınır ve nasıl bozulmuş olur? Bunları herkes biliyor. Size ”marifette abdest” nedir bunu yazalım:

Manevi abdest; kötü işler ve düşük huylarla bozulur. Manevi abdesti bozanlar arasında büyüklük taslamak, kendini beğenmişlik, gıybet, yalancılık ve buna benzeyen kötü davranışları sayabiliriz. Ayrıca gözün, kulağın, elin, ayağın yaptığı hataları da sayabiliriz. Çünkü Peygamber (s.a.v.) Efendimiz : “Bu gözler zina eder.” buyurur. Bu abdestin yenilenmesi, samimi tevbe ile olur. Pişman olmak, istiğfar eylemek ve kötü olan bütün huyları terk etmekle olur.

Şeriatın abdestinin zamanı belirlidir. Güne-geceye bağlıdır. İç Alemin – Marifetin abdesti ise –ömür boyuncadır.- Buradaki ömürden kastedilen istek, dünya ve ahiret ömrüdür; dolayısı ile sonsuzdur.


Marifette Namaz :

Şeriattaki namazları uzun uzadıya yazmama gerek yok. İzninizle Marifetteki Namazı anlatalım.

“Kalbin, sonsuz huzurda kalmasını sağlayan namazdır.” Ve en önemli namazdır.Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz: “Namaz, ancak “kalp” huzuru ile olur.” buyurmaktadır.

Şeriat Namazı vakitlere – zamana bağlıdır. Marifetteki namaz sonsuzdur. Ömür boyunca devam eder ve onun mescidi kalptir. Asıl namaz budur, hakiki kalple – imanla kılınan namazdır. Böyle olan kalp ve ruh farkında olsak da olmasak da namazla meşguldür. Kalp, ne ölür ne de uyur. Uykuda ve ayakta o, öylece vazifesine devam eder. Bu namazda kalp “Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” ayetini devamlı olarak yaşar. (Fatiha Suresi, 4. Ayet)

İşte böyle olan kalp her an Allah’ın huzurundadır. Kula, kulluğu ortadan kaldırmış, Yaradan’ı ile baş başadır. O’ndan ister ve O’na tam olarak yönelmiş olur. İşte o büyük kalp her türlü Kutsal hitaba – seslenişe mahzar olur ve istenilen kul bu kuldur. İşte Şeriat Namazı ile Kalp Namazı birleştiğinde gerçek namaz yaşanmış olur. Bunun da sevabı çok büyük olur.

Rabbimiz sizleri ve beni “Hitapları – seslenişleri duyabilen ” ve gerçek namazı kılan kullarından eylesin. Amin.


Marifette Zekat :

Bu zekat, –ahiretteki kazançlardan– verilen zekattır. Bu zekat ahiret fakirlerine ve ona muhtaç olanlara dağıtılan zekattır. İşte ruhu / imanı büyük olanlar, yaptığı iyiliğin sevabını asi kullarına bağışlarlar. Onların bu cömertliği o kadar ileri gider ki; hiç birinin kendine has varlıkları kalmaz.

Rabbimiz; Hadid Suresi -11 Ayette şöyle buyuruyor:

“Yok mu Allah’a borç verecek, Allah (verdiklerini ) katlayarak geri versin.”

Yaradılan kullar, kimin eseri? Allah’ın… Öyle olunca verdiğin her iyilik, kullara verilmiş gibi gözükse de Allah’a dönmeyecek mi? Allah cömertlikte bu kadar ileriye giden kulunun verdiğini; zekat eden – sadaka eden kuluna katlayarak çok daha fazlasını vermez mi?

Bakın Rabia Sultan (r.anha) nasıl dua edermiş? :

” Allah’ım, benim dünyalık nasibimi nasipsizlere – kafirlere ver. Ahiretten nasibim varsa onu da mümin kullarına dağıt. Bu dünyada yalnız Seni anmayı (zikretmeyi) isterim. Öbürâlemde ise, yalnız Sen’i görmeyi arzularım.”

Zekatın bir başka manası da nefsin temizlenmesini sağlamasıdır. Nefis, kötü sıfat ve davranışlardan uzaklaştıkça temizlenir. Temizlendiğinde ise, zekat manevi değerini /kıymetini bulur.

Yapılan her iyilik, ne olursa olsun Allah’ın kullarına –şefkat ile– olmalı ve verildikten sonra asla başa kakılmamalıdır. Yoksa sevabı gider.


Marifette Oruca gelince;

Bu, başlı başına zevk denizine girmedir. Sevabının büyüklüğünü, değerini sadece Rabbimiz bilir. Yaradılmışlar – melekler dahi – bilemezler… Hayatınızda hiç olmazsa bir kere ama mutlaka yapın. Görecek ve mutlaka bileceksiniz ne ile Allah Katındamüjdelendiğinizi… Gerekli bilgileri verdikten sonra size İnşallah açacağım.

Marifetin – Hakikatın Orucu, gece – gündüz bütün duyguları haram olan şeylerden tamamen korumaktır. Bu oruç ebedidir; bir ömür boyu sürer. Asıl oruç budur. Yani duygularımızı kötülüğe karşı kaymaktan korumaktır.

Peki, bu orucun iftarı yok mu? Var… Elbette var. Ahirette, cennette eşi ve benzeri olmayan nimetleri yemekle ve yaşamakla olacaktır.

Anladınız değil mi? Şeriat orucu üstünde Marifet Orucu var. Marifet orucu üstünde ise “Hakikat Orucu ” var. Bu ise kalbimizi, Allah’tan başkasına tapmaktan (mal- mülke tapmaktan) alıkoymaktır. En büyük oruç da bu oruçtur. Rabbimiz, hepimizi bu şekilde oruç tutan kullarından eylesin. Amin.

Şimdi sıra size bir sır vermeye ve bunun sonucunda Allah’ın izniyle sonsuz sevap kazandıracak Orucu ve namazı öğretmeye geldi.

“2 veya 4 rekat namaz kılın ve sevabını; namaz kılmamış kullara hediye edin. Ömrünüzde, bir gün (Ramazan ayı dışında ) oruç tutun ve sevabını oruç tutamayan kullara hediye edin.” Görün neler olacak…

Biliyorsunuz ki orucun sevabını Biricik Rabbimiz, kendisi veriyor, meleklere bile bırakmıyor. Rabbimiz;  “Oruç benim içindir, ecrini – sevabını Ben veririm.” demekte. Namaz kılmayan kullar ve oruç tutmayan veya tutamayan kullarına hediye ettiğinde; Rabbimiz: “Kulum hiç tanımadığı kullarıma, yarın Ahiret hayatında ve ceza gününde belki de bağışlanmasına veya cezasının azaltılması için merhamette bulunuyor. Bilmez mi ki  Ben Merhametlilerin en merhametlisiyim. Bir kulumun azaptan kurtulması için çaba gösteren, mücadele eden kulumun iyiliğini ortada bırakmam. O günahkâr kulumu, bu merhametli kulum için bağışladım. ” demeyeceğini ve bağışlamayacağını kim iddia eder. Edebilme cesaretini kim gösterebilir?

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) :

” Mümin kul, kendisi için istediğini; mümin kardeşi için istemezse tam mümin olamaz.” hadisini duymadın mı? İşte bu hadis bize, için içini yani Hadisin özünü göstermekte…

Marifet bu! Hakikat bu!

Bu konuya daha da açıklık getirmesi için Rabbimizin bir Ayetini de yazmadan geçemeyeceğim.

Furkan Suresi 7O. Ayet :

“İman edip, yarar iş yapan zümre var ya, işte Allah onların kötülüğünü iyiliğe çevirir.”

İşte bu Ayetin açılımına dayanarak ve öğretilene dayanarak sizleri de bu büyük sevaba ortak olmaya çağırıyoruz. Gelin dem bu demdir. Zaman bu zamandır. Yarın belki de çok geç olmadan gel. Belki benim çağırmama gelmiyorsun, olabilir… O zaman Mevlana’nın çağrısına gelin: “Gel, kim olursan ol, GEL…” Mutlaka bu dünyadan gitmeden çok iyilik yapmaya bak.


Marifette Hac :

Marifette Hac ise ” La İlahe İllallah ” ile kalbimizde olur. Kalp bu tevhidi söyledikçe kalp, diriliğe kavuşur. Allah, içten – gerçek manada anılmaya başlar… İç alem, safiyetine kavuşuncaya kadar devam eder. Daha sonralarında, Rabbin sana diğer zikirlerini verir ve sen bu yolda en güzel öğretmenlerle yoluna devam edersin.

Bir gün gelir, Kabe önündedir. Bedenin burada, ruhun Beytullah’ta… Allah (c.c), fazlı, keremi ve cömertliği ile bu halleri cümlemize nasip etsin. Amin. Daha sonrasında “vecd” ve “sefa” halleri başlar. Ne diyelim, yaşa ve gör.

Bu devirde, “ Sırat-ı müstakim ” yani, dosdoğru yol üzerinde yürüyen iyice azaldı. Bu yolun gerçek yolcusu, iki şahitle bilinir. Kur’an ve Hadis.

Kişi bunlara ne kadar sıkı sıkıya bağlanırsa, o kadar doğrudur. Doğru yoldadır.

Bu yaşadığımız anlarda, çevremize baktığımızda; insanlar Sünnetleri şekil olarak, dış görünüş olarak yaşamaktadırlar. Kur’an ve Hadisler üzerinde hiç düşünme yapmadan sadece ” şekil ” olarak desinler diye yaşamaktadırlar. Allah ıslah etsin.

Sünneti şekil olarak değil, inanç olarak, düşünce ve bütün davranışlarda ahlak olarak yaşamalıyız ve yaşatmalıyız. Bütün çabamız bu olmalı ki; yarın Rabb’imizin huzurunda Rabb’imiz (bize); “ Kulum sana şu kadar ömür verdim, mal- mülk verdim. Bana ne getirdin?” sorusu karşısında mutlaka verecek bir cevabımız olmalı. “Yetimi korudum veya aç kullarını doyurdum, sadaka verdim. Kötülüğü men ettim, iyiliği emrettim. Nefsim ve imanımın düşmanları ile cihad – mücadele ettim.” diyebilmeliyiz.

Bunlar ve daha nice sevap yolları, seni – beni beklemekte. Haydi kazanmaya çalışalım…

Hiç birini yapamıyorsan bir serçeyi doyur bari. Yeter ki yarına eli boş gitme…

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz buyuruyor:

” Cimri mümin de olsa Cennet ’e giremez; cömert, kafir de olsa Cehennem’e girmez.”

Manasını bir düşün. Neler öğrenirsin, neler…

Eğitilmesi, kendisine ve çevresine her manada hizmet edecek seviyeye yüceltilmesi gereken insanları; küçültücü, onur kırıcı, kin, haset, kibir, riya (yalan), intikam alma, hırs, bencillik ve bunlar gibi kötü his ve duygulardan arındırarak kurtarmayı hedeflemeliyiz. Bunu gerçekleştirmek için çaba – emek göstermeliyiz.

Bu okuduklarınız da bunun bir neticesidir. Bu da, Tasavvufun bir eseridir.

Allah Yolunun yolcusu, her zaman yapacağı işin sonuna bakmalıdır. Yolcu, Allah’ın önünde diz çöküp maddi varlığı bir kenara bırakıp hatalarını itiraf eder ve O’nun feyzine, fazlına, lütfuna, merhametine erer ve günahları erir – yok olur. Çünkü , “O” çok merhametlidir, cömerttir ve kerimdir…

Zaman “O’nun” , cömertliğinden faydalanma zamanıdır. Zaman, geriye dönüşün olmayacağı ve pişmanlığın fayda etmeyeceği; kimsenin kimseye yardımcı olamayacağı zaman gelmeden bu dünya yaşamında “ sevgili” olma zamanıdır. Sevgili, her zaman korunur. Hem bu dünyada, hem ahirette…

Hadislerden bazılarına Marifet penceresinden baktık ve gördüklerimizi size anlattık. Sıra Kur’an Ayetlerinden bazılarının açılmasına geldi. 

Bir Cevap Yazın